beşinci mektup

27 03 2007

 

aslında haşim’in o belde dediği yer olsa olsa cennettir ve şair cenneti dünyada bulamamanın ıstırabını çekmektedir. üstelik ordaki sevgilisi hayal ettiği eşidir ve de diğer kadınlar belki hurilerdir. “şair ister bilerek, ister bilmeyerek mutlak hakikati arayan kişidir” der necip fazıl poetikasında. haşim’in garip durumu da bunun en güzel örneği olsa gerektir.(Ali Rıza, 13.Aralık.2006) Yazının devamını oku »





dördüncü mektup

27 03 2007

 

pekala, şimdi bir de günümüz magazin medyasına kulak verelim: “altı ay büyük aşk yaşadılar!”… yani… birbirlerinin bedenini (af buyrun) sömürdüler! aşk ne hale düştü şimdi… “çıkıyorlar” sözcüğüne hiç girmiyorum…(Ali Rıza, 28.Kasım.2006)

Yazının devamını oku »





üçüncü mektup

19 03 2007

 

bir göl/deniz/ırmak bul. bir çiçek bul. bir nesne
bul, ne biliim sevdiğin bir şey olsun. ona anlat
hayallerini/umutlarını/sevinçlerini/hüzünlerini. bir
ağaçla dostluk kur belki. ona anlat. göreceksin çok
şey değişecek. sonra fark edeceksin güzel insanları.
sadece onlarla paylaşmayı öğreneceksin. ve huzur
gelecek, tarif edemediğin bir huzur…(Ali Rıza, 31.01.2001)
Yazının devamını oku »





ikinci mektup

19 03 2007

 

 yine hüzünlüyüm bu akşam. belki her akşam kadar.
hüzün -bir anlamda- kuşatıyor hayatımı. “adam gibi”
yaşamaktan hüznü, şikayet etmem. hatta zevktir/hazdır
öylesi bir hüzün. çok şey öğrenirsin ondan. kötü olan;
sürekli bir sıkıntıya düşmek, arabesk bir melankoli
yaşamaktır. hüzünde ise sevgi vardır, yüce bir emek
vardır. bazen acıya “hoşgeldin” diyebilmektir hüzün.
şairin ifadesiyle “acıyı bal eylemek”tir…(Ali Rıza, 03.01.2001)
Yazının devamını oku »





birinci mektup

19 03 2007

      

bu durumu birkaç kez yaşadım.
sanki hayatın şifresini bulmak gibidir. ayakların yere
basmaz. çocuklar kadar mutlu ve umarsız olursun. bi
süre sonra realitenin acımasız tokadını yediğinde
aklın başına gelir. ama yine de yaşadığın en güzel
şey/şeyler olarak hatırlarsın o anları…(Ali Rıza, 29.10.2000) 

Yazının devamını oku »